Bu yazı, Ötüken dergisinin Mart-Nisan 2024 tarihli 206. sayısında yayımlanmıştır. Not: Mart-Nisan 2024 tarihli 206. sayı, Şubat 2025’te basılmıştır.
Künye: Çınar, E. (2024, Mart-Nisan). Milliyetçilerarası Diyalog. Ötüken, 206, 7-9.
Gelişen iletişim teknolojilerinin bir sonucu olarak bilginin artık hızla yayılıyor olması, dünyanın küreselleşmesi sonucunu doğurmuştur. Bu süreç, bilimsel bilginin ve bu bilginin ürünlerinin yayılması bakımından olumlu nitelikler taşımasının yanı sıra yıkıcı denebilecek olumsuz nitelikler de taşımaktadır. Kadın ve erkek cinsiyetlerinin belirgin sınırlarının ortadan kaldırılıp bir çeşit “ara formların” ortaya çıkarılması veya farklı milliyetlerin soylarının ve kültürlerinin iç içe geçirilerek “milliyetsiz” bir dünya yaratılması yönündeki çabalar, bu olumsuz niteliklere verilebilecek örnekler arasındadır.
Cinsiyetler ve milliyetler arasındaki farklılıkların “bulanıklaştırılması” ve kimlik kavramının önce silikleştirilmeye, ardından tamamen yok edilmeye çalışılması süreçlerinin bir benzeri dinler için de denenmektedir. Dinin de bir kimlik unsuru olarak öne çıkması, onu bu “kimliksizleştirme” politikasının hedefi hâline getirmiştir. Yakın siyasi geçmişten de net bir şekilde hatırlanacağı üzere, bu politikalardan biri olan “dinlerarası diyalog” öne sürülmüştü. Bizim nazarımızda dinlerarası diyalog, en kısa tabirle, bir “başkalaştırma projesi”dir. Konuyu buradan açmak, ele alacağımız konuyu teşbih etmek ve zihinlerde daha somut bir alan açmak içindi. Zira ele alacağımız “milliyetçilerarası diyalog” da tıpkı dinlerarası diyalog gibi yapay ve faydasız bir girişimdir.
Her Türk milliyetçisi, Türkçü müdür?
Ne yazık ki, Türkçülüğün Türk milliyetçiliğinin adı olmasına rağmen, “milliyetçilik” sözcüğünün keskinliği köreltilmiş ve diğer kavramlarda da olduğu gibi bir “içini boşaltma” ve “bulanıklaştırma” söz konusu olmuştur. Bu noktada, şu soruyu sormak ve yanıtlamak gerekmektedir: Her “milliyetçiyim” diyen, Türkçü müdür?
Bu tartışma yeni olmayıp 1972 yılında Hüseyin Nihal Atsız tarafından “Türkçülük, Türk milliyetçiliğidir ama her milliyetçi Türk, Türkçü değildir. Milliyetçilik pek umumî bir deyimdir.” ifadesiyle ele alınmıştır (Atsız, 1972). Bu nedenledir ki “milliyetçilik” sözcüğü ile daha “yumuşak” bir zemin oluşturulması ve Türkçülerin yanı sıra Türkçüler gibi tavizsiz olmayan diğer milliyetçi kesimlerin de “kapsanması” amaçlanmaktadır. Bu beyhude çabayı “milliyetçilerarası diyalog” olarak adlandırmaktayım.
Başarısız ve tavizkâr bir çaba…
Milliyetçilerarası diyalogcular, niyetlerine göre iki kesim altında ele alınabilir. Bunların ilki, Türkçülüğün ırkçılık ve Turancılık ilkelerinden rahatsız olanlardır. Bu kesimin milliyetçilerarası diyalogculuk yapmaktaki maksadı, zararlı olduğunu iddia ettikleri ırkçılık ve Turancılık ilkelerini “törpülemek” ve Türkçüleri “milliyetçilik” potasında eritmektir.
Bu kesimin faydasız ve sonu belli olan yersiz çabası yeni değildir. 1951 yılında Türk Milliyetçiler Derneği tarafından denenmiş ve başarısız olmuştur. Milliyetçi kesimler arasındaki ihtilafları ortadan kaldırmak amacıyla, Türk Milliyetçiler Derneği tarafından bir kongrenin düzenlenmesi düşünülmüş ve söz konusu kongre için 28 Ekim 1951 tarihinde bir hazırlık toplantısı düzenlenmiştir. Derneğin yayın organı olan Mefkûre dergisinin 10 Kasım 1951 tarihli 4. sayısında yayımlanan “Türk Milliyetçilerinin Kongresine Doğru” başlıklı bildiride, söz konusu hazırlık toplantısında varılan neticelere yer verilmiştir. Bildiride, Türkçülüğün iki temel ilkesinden biri olan ırkçılık hakkında “bugünkü milliyetçilerimizin vebadan kaçar gibi çekinmeleri gerektiği” şeklinde ve Türkçülüğün diğer ilkesi olan Turancılık hakkında ise “Türkiye’nin gerçeklerine göz kapadığı” ve “Turancılıkla Türk milliyetçilerinin alakası olmadığı” şeklinde bahsedilmektedir (Türk Milliyetçiliği Kongresine Hazırlık Toplantısı Başkanlığı, 1951). Bu örnekte de görüldüğü üzere, Türkçüleri diğer sözüm ona “milliyetçi” kesimlerle bir araya getirmeye çalışanların Türkçülerden tavizden başka bir arzusu bulunmamaktadır.
İkinci kesim ise Türk milliyetçilerinin iktidara gelmesi için “milliyetçilik” çatısı altında birleşerek güçlenmekten başka bir çıkar yol bulunmadığını iddia edenlerdir. Bu kesimin milliyetçilerarası diyalogculuğu, bir iktidara yürüyüş siyaseti olarak karşımıza çıkmaktadır.
Birlik olmak, Türkçülerin de arzusudur. Fakat bu birleşme, Türkçülüğün ilkeleri temelinde olmadıktan sonra faydasız ve faydasız olduğu kadar da zararlı olacaktır. Zira sağlam temellere oturtulmadan yola çıkılacak bir milliyetçilik anlayışıyla, Türkçülük toplum nezdinde tahribata uğrayacak ve toplumun Türkçülükten uzaklaşması söz konusu olacaktır. Üstelik, milliyetçilik anlayışlarının uyuşmamasının yanı sıra, milliyet noktasında dahi anlaşmazlıklar söz konusu olmaktadır. Müslüman olmayan Türkleri Türk’ten saymayan, Türklüğe kökten dinci bir noktadan yaklaşarak ona pranga vuranlar karşımıza çıkmaktadır. Oysaki Türkçülerin nazarında, Türk olmak için Türk soyundan olmak kâfidir.
Her şeye rağmen, bir anlığına, bu kesimin iddia ettiği gibi temelsiz bir birleşmenin gerçekleştiğini ve ortaya çıkan sinerjiyle de seçimlerden galibiyetle çıkılarak iktidara gelindiğini varsayalım. Bu durum, sorunların başlangıcı demek olacaktır zira yolda düzülmeye çalışılan kervan, yolun sonunda hâlen daha düzülememiş olacak ve anlaşmazlıkların baş göstermesiyle birlikte sonuç pek de hayal edildiği gibi olmayacaktır.
Türkçüler, ilkelerinden taviz vermeyeceklerdir!
Türkçüler, Türklerin koruyucu mekanizması olan “ırkçılık” ilkesinden ve Türklerin birliğini ifade eden “Turancılık” ilkesinden taviz vermeyeceklerdir. Zira Türkçüler, ırkçılık ve Turancılığın Türkçülüğün olmazsa olmaz iki ilkesi olduğunun bilincindedirler. Bu ilkelerden taviz vermeyecekleri gibi, taviz veren veya verebilecek olanlarla birlikte de olmayacaklardır. Türkçülük bir iktidar olma aracı değildir zira “Türkçülük bir ülküdür. Millî ülküler yüzyıllar boyunca değişmeden yaşar. Değişen tarafları ana çizgileri değil, teferruat veya taktiğidir.” (Atsız, 1950). Bu noktada, Türkçülüğün iki temel ilkesi olan ırkçılık ve Turancılık üzerine değinmek yerinde olacaktır.
Türk ırkçılığı nedir, ne değildir?
Türk ırkçılığı, salt bir yabancı düşmanlığı üzerine kurulmuş bir fikir değildir. Türkçüler için ırkçılık, fenalıklarını yüzyıllar boyunca tecrübe ettiği yabancılara karşı, Türk ırkının savunma mekanizmasıdır. Bu fikir, Türk devletinin yönetim kademelerinde yabancı unsurların bulunmasını reddeder. Bununla birlikte, yabancılarla yapılan evlilikler yoluyla, Türklerin irsî hasletlerinin yitirilmesine de karşı çıkar. Bugünlerde zor zamanlardan geçen devletimizin yönetim kademelerinde ve toplum arasında mevcut bulunan yabancı soylular ve yabancılarla evliliklerin teşvik edilmesi yönünde propaganda yapılması gibi durumlar göz önünde bulundurulduğunda, bu satırlarda ifade edilenlerin önemi daha iyi anlaşılacaktır.
Nitekim, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk’ün döneminde bu ilke bizzat uygulanmıştır. Resmî Gazete’nin 21 Haziran 1934 tarihli 2733. sayısında yayımlanan İskân Kanunu (1934) bu anlamda dikkat çekicidir. Kanunun I. faslında yer alan 7. maddenin A fıkrasında, Türk ırkından olup hükûmetten iskân yardımı istememeyi yazı ile bildiren muhacir ve mültecilerin Türkiye’de istedikleri yere yerleşmelerine izin verilmektedir. Buna karşın aynı maddenin B fıkrasında ise Türk ırkından olmayanların, hükûmetten iskân yardımı istemeseler dahi, istedikleri yere yerleşmelerine izin verilmemektedir. Üstelik, hükûmet tarafından yerleştirildikleri yerden izinsiz olarak ayrılmaları hâlinde, bu kişilerin önce aynı yere geri çevrilecekleri ve aynı hatanın tekrarında ise vatandaşlıktan atılacakları ifade edilmektedir. Kanunun III. faslında yer alan 13. maddesinde ise Türk ırkından olmayanların iskânında, bu kişilerin köylere ve ayrı mahallelere veya küme oluşturamayacak şekilde kasaba ve şehirlere serpiştirilerek iskân edilmesi şart koşulmaktadır. Ülkenin demografik yapısıyla ilgili henüz o dönemde dahi bu kadar katı önlemlere başvurulurken, sığınmacı ve kaçak sorunundan muzdarip günümüz Türkiye’sindeki akıl almaz politikalar ise son derece düşündürücüdür.
Turancılık nedir, ne değildir?
Türkçülüğün diğer ilkesi olan Turancılık ise Türklerin, kendilerine ait olan topraklarda bağımsız bir şekilde tek bayrak altında toplanması ülküsüdür. Sanılanın aksine, Turancılık, Türklerle akraba olan Moğollar, Mançular, Macarlar, Koreliler ve Finler gibi diğer milletlerin birliğini kapsamamaktadır (Atsız, 1952). Buna rağmen Turancılık, maceracılık ve hayalperestlik olarak sıklıkla yaftalanmıştır. Dönemin büyük güçlerinden olan SSCB tarafından Türkistan coğrafyasının işgal altında bulunması dolayısıyla, o dönem için bir Turancılık fikri gerçekçi görünmemiş olabilir. Fakat her şeye rağmen uygulaması yapılamayacak olunsa dahi, Türk ırkının istikbali için hayati bir önem taşıyan böylesi bir fikrin en azından bir ülkü olarak sahiplenilmesi gerekir. Nitekim, artık Türkistan coğrafyasında bağımsız Türk devletleri bulunmaktadır. Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan olmak üzere dört adet olan bu Türk devletleriyle birlikte Türkiye, KKTC ve Azerbaycan da hesaba katıldığında, günümüzde yedi adet bağımsız Türk devleti bulunmaktadır. Buna ilaveten, muhtelif yabancı devletlerin idaresi altında tutsak bulunan birçok Türk yurdu da bulunmaktadır. Türk olmak, soydaşlarına sahip çıkma şuuruna sahip olmayı gerektirir. “İnsanları insan yapan, büyük bir düşüncenin ardında koşmalarıdır. Türk milleti için en insanca, en yüksek düşünce tutsak yaşayan soydaşlarını kurtarmak için yapacağı savaştır.” (Atsız, 1968).
Kıbrıs’ta gerçekleşen Rum mezalimine karşı ordumuzun kayıtsız kalmayarak harekât başlatması ve Türkiye ile Azerbaycan’ın iyi günde ve kötü gündeki sarsılmaz dayanışması gibi birçok örnek, doğrudan Turancılığın varlığını gösterir. Nitekim, Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk’ün Musul için İngilizlere savaş açmayı planlaması (Karabekir, 2004) ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 10. yıl dönümü kutlamaları sırasında Zeki Butur’a yaptığı açıklamalarda, SSCB’nin yıkılmasıyla birlikte kurulması muhtemel Türk devletlerine sahip çıkmak için hazır olunması ve bunun için manevi köprülerin kurulması gerektiğini ifade etmesi (Çallı, 1999) de örnek alınması gereken Turancı bir duruştur. Bu örnekler yazının ana noktasını teşkil etmediğinden kısa tutulmuş ve örneklerin detaylarına girilmemiştir.
Özetle…
Türkçülüğün “içerideki gayesi” ırkçılık olup “dışarıdaki gayesi” ise Turancılıktır (Atsız, 1951). Türkçülük ise “büyük Türkelinde Türk uruğunun kayıtsız şartsız hâkimiyeti ve bağımsızlığı ile Türklüğün her yönden bütün milletlerden ileri ve üstün olması ülküsü” olup (Atsız, 1964) her türlü siyasi taktiğin üstündedir.
Türk milletinin yabancılara karşı yüzyıllar boyunca elde ettiği tecrübeler neticesinde ortaya çıkan savunma reflekslerinin bir ifadesi olan ırkçılık ve bu milletin tek çatı altında soydaşlarıyla bir araya gelmesini ifade eden Turancılık, ondan rahatsız olanlar nedeniyle en ufak bir “pazarlık malzemesi” yapılamayacak kadar temel ve gündelik politik uğraşlara alet edilerek zarara uğratılamayacak kadar değerli ilkelerdir.
Bu nedenledir ki Türkçüler, “milliyetçilerarası diyalog” olarak adlandırdığım ve gerek art niyetli gerekse bilinçsiz kişilerce peşinden gidilen bu beyhude çabaya alet olmayacaklardır. Zira Türkçüler, savundukları fikirlerin bilincinde olan şuurlu kişilerdir ve samimi oldukları davalarını, samimiyetsiz manevralara kurban etmezler.
Yazıyı, Hüseyin Nihal Atsız’ın şu sözü ile bitirmek istiyorum: “Türkçülere: «Milliyetçilik sizin tekelinizde mi» diye sık sık sorulmuştur. Elbette öyledir.” (Atsız, 1966).
Kaynaklar
Atsız, H. N. (1950, 27 Ekim). Türkçülük Değişmez Bir Fikirdir. Orkun, 4, 3.
Atsız, H. N. (1951, 9 Şubat). Faruk Nafiz’e Bir İhtar. Orkun, 19, 3-4.
Atsız, H. N. (1952, 18 Ocak). Veda. Orkun, 68, 2-7.
Atsız, H. N. (1964, Ocak). Türkçülük. Ötüken, 1, 1.
Atsız, H. N. (1966, Şubat). Biz Ne İstediğimizi Biliyoruz. Ötüken, 26, 1-3.
Atsız, H. N. (1968, Mart). Turancılık Romantik Bir Hayal Değildir. Ötüken, 51, 3-4.
Atsız, H. N. (1972, Ağustos). Türkçülük ve Siyaset. Ötüken, 104, 3.
Çallı, İ. (1998). Atatürk, Cumhuriyet ve Türk Dünyası. Erdem, 11(32), 471-482.
İskân Kanunu. (1934, 21 Haziran). Resmî Gazete. 2733, 4003-4009. Erişim Adresi: https://resmigazete.gov.tr/arsiv/2733.pdf
Karabekir, K. (2004). Kürt Meselesi (12. Baskı). Emre Yayınları.
Türk Milliyetçiliği Kongresine Hazırlık Toplantısı Başkanlığı. (1951, 10 Kasım). Türk Milliyetçilerinin Kongresine Doğru. Mefkûre, 4, 1-2.



